4 Ocak 2012 Çarşamba

Özer'i Topuz'u değil Emre'yi oynat Aykut Hoca

Futbolda kimsenin dile getirmediği bir olgu ile yazıma başlamak istiyorum: Fikstür. Futbolda fikstür çok önemlidir. Kiminle nerede hangi şartla altında maç yapacağınız özellikle bizim ligimizde çok önemli. Çok değil yaklaşık 20 gün önce Galatasaray deplasmanda Orduspor ile oynamıştı. Nerdeyse güle oynaya kazanan Galatasaray sezonun 18.haftasında Hector Cuper'in ilk maçında Orduspor ile deplasmanda oynasa belki yine kazanırdı ama bayağı zorlandı. Tersini düşünelim Fenerbahçe 16.haftada Orduspor deplasmanına gitse Alex bile olmasa o günkü Orduspor'u yenerdi. Alex'in kırmızı kart gördüğü Karabükspor maçı deplasmanda oynansa yada rakip daha efektif bir takım olsa sonuç farklı olabilirdi.

Alex'in yokluğu Fenerbahçe için çok kritik. Hele hele maç deplasmanda ise hem de rakip takım 7 maçtır puan alamamış, teknik adamı değişmiş ve yeni hocanın ilk maçı ise daha da kritik oluyor. Rakip takım oyuncularının kendilerini yeni teknik adama göstermek için ekstra gayret içinde olacağı maç (fikstürün cilvesi) her takım için zordur. Böyle durumlarda insiyatif alacak, maçı çevirecek oyuncu lazım yani özel bir oyuncu. Giden oyuncuların ardından Fenerbahçe'nin kadrosu zayıfladı. Özel oyuncu statüsünde sadece iki isim var: Alex ve Emre. Aykut Hoca, Orduspor deplasmanında Alex'in yokluğunda görevi Özer'e verdi. Özer kabul etmek lazım yetenekli bir oyuncu. Aynı zamanda çalışkan. Her zaman maçın en çok mesafe kateden isimlerinden olur. Fakat Özer kendisine defalarca gelen fırsatlardan da anladık ki özel pozisyonda oynayacak kapasitede değil. İlk yarı sonunda formayı kaptırmasının nedeni gereksiz işlere girmesi. Özer'in kafasında sonuca gitmek yok. Alex'in kafasında ise sonuca gitmek her zaman var hem de en kısa yoldan. Dolayısıyla Aykut Hoca topu geveleyen/ezen Özer'in yerine 2.yarıda Dia ve Caner değişikliklerini yaptı. Mehmet Topuz'u Kayserispor'da oynadığı gibi Özer'in mevkiisine çekti. Fakat yine verim alınamadı. Fenerbahçe beraberlik golünü ise Emre ile buldu. Emre tam da Mehmet'in olması gerektiği yerde (forvetten pası aldığı yer ceza sahasının hemen önü) yani özel oyuncunun iş yapacağı yerde topu aldı ve golü yaptı. Aykut hoca Cristian'ın yanına Mehmet'i onun yerine Emre'yi sürse belki 2 puan daha fazla alırdı. En azında Serdar Kesimal'ın kaçırdığı gol dışında da fırsatlar bulurdu.

Sonuç itibariyle Fenerbahçe'nin acilen Alex'in halefini bulması lazım yada sistemi değiştirmesi lazım. Alex'in yerine oyuncu bakılacaksa bu isim ne Özer ne de Sezer olabilir. Bu ağırlığı kısa vadede kaldırabilecek tek oyuncu kadro içinde Emre'dir. Emre de bu işi kısa süreli belki bir sezon yapabilir. O zaman ya bu bölgeye çok iyi bir yabancı oyuncu transfer edilir yada 2.opsiyon olarak sistem değişir. Sistem değişecek ise çift forvetli sistem yada 4-3-3 sistemi ilk akla gelenler. Zaten Aykut Hoca da çok kez 4-3-3 sistemini denedi hatta Dia-Stoch transferlerini de bu sistem için yapmıştı. Fakat iki oyuncu da istenen düzeye gelemedi. Dia'nın gitmesi gündemde şu günlerde, dolayısıyla 28 günlük transfer dönemi gelecekle ilgili izler verecektir. Play-off'lar dahil kısa vadede en güzel çözüm: Alex maç kaçırmasın :)

16 Aralık 2011 Cuma

Terim Süper Lig'i Çözdü

Aslında bu yazıyı geçen hafta yazacaktım. Fakat rekoru kırmasını bekledim. Nacizane benim medyaya servis ettiğim rekor "Galatasaray üst üst 7 deplasman maçında gol yemedi ve kulüp tarihinin rekorunu kırdı". Kolay görünen bir istatistik değildir. Üst üste 7 deplasman maçını gol yemeden bitirmek. İç sahada yapılırsa daha olası ama deplasmanda zordur.
Geçen sezon 2.yarıda Aykut Kocaman için söylediklerimi son 5 hafta için Fatih Terim'e söylüyorum. Sayın Terim başlık için beni affetsin :) benim ne haddime ülkenine en başarılı 3 teknik adamından birine bunu söylemek. Fakat amacım başkaydı. Terim 1994-2000 yılları arası ülkenin çehresini değiştirmiş, rüyamızda göremeyeceğimiz başarıları yakalamıştı. Şifresi neydi? Hagi-Popescu-Taffarel gibi ustaların yanında Emre-Okan-Suat üçlüsü orta sahada, Hakan Şükür gibi bir efsane, Hasan-Bülent-Ergün-Ü.Davala-F.Akyel gibi kalbur üstü yerlilerle gelen başarı. Oynayan/zevk veren bir futbol, ön alanda baskı ve kazanılan toplarla sonuca gitmek. Fakat 11 yılda çok şey değişti. Günümüz futbolunda artık şampiyonluklara giden yol "savunmaktan" geçiyor. Geçen sezon 2.yarıda üst üste gol yemeden maçları bitiren Fenerbahçe en az bir gol bulup 3 puanları cebine koyuyordu. Özellikle Süper Lig'de kalenizi kapatırsanız mutlaka 1-2 pozisyon bulup golü atarsanız ve kazanırsınız. Artık takımlar-oyuncular arası farklar kapandı, dolayısıyla geriye düşüp maçı çevirmek hatta 2-0'dan döndürmek sezon boyunca belki 1 kez oluyor.
Terim sezon başlarken sistemini 4-3-3 üzerine kurmuştu. Fakat bu sistemi mevcut oyuncuların kaldırması nerdeyse imkansızdı. Zaten Eboue'yi sol açık, Sabriyi bazen öndeki üçlünün sağında bazen sağ bekte oynatmakta bu tezimi destekliyordu. 4-3-3'de genelde Elmander tek forvet oynadı ve hep yanlız kaldı, hep boşuna yoruldu. Forveti destekleyecek tek oyuncunun Engin olduğu yazıldı, çizildi. Doğruydu bu ama 11 maçta kalede 9 gol görmüştü Galatasaray. Golsüz biten ve Beşiktaş'ın dünyaları kaçırdığı maçta şöyle bir paragraf yazmışım: "Galatasaray'ın sorunu Elmander veya yerinde oynayacak oyuncunun beslenmesi. Takım içinde bunu yapabilecek görünen tek isim Engin. Fakat Engin'de her zaman güven veren bir isim değil. Dolayısıyla yolu değiştirmek lazım. Yani 4-4-2 dönmek iyi bir tercih olabilir. Baros-Elmander ikilisi gayet güzel işler. Neden işler? Çünkü özellikle Elmander geri dönen, pres yapan tam bir takım oyuncusu. Orta sahaya yardım edecektir. Lig Tv'nin yılın zihni-sinir projeleri dalında aday olabilecek uygulamasını kendimce şöyle kullanacağım Galatasaray için 4-3-3 çıksın, 4-4-2 girsin." İşte Terim ne zaman sistemi birazda zorunluluktan 4-4-2 yaptı o zaman 5 maç üst üste geldi. Son 5 maçta Galatasaray'ın yediği gol 2 attığı ise 11. Evet işler güzel gidiyor ancak halen daha oturması gereken noktalar var. Devre arasında alternatifler gerekecek ayrıca Emre-Semih ikilisinin kötü oynayacağı maçlar olacaktır. Bu gençleri kontrol altında tutmak gerekir. Bu noktada belki yardımcı hocalar Davala ve Şaş'a büyük görev düşüyor.
Terim gol yemeden oynama işini bu akşam iyice abarttı. Orduspor özellikle ilk yarı Culio'nun önderliğinde nerdeyse tek kale oynadı ama pozisyon bulamadı. Galatasaray ise bir kaleci hatasında (bir şekilde pozisyon bulunuyor) golü yaptı. Kontrollü oyuna devam edip farkı 2 yapınca oyun koptu, değişiklikler geldi. Bizim lig'de başarı Daum-Lucescu taktiğinden geçer. Ersun Yanal gibi futbol oynatmaya çalışmayacaksın. Çünkü Avrupa'da Futbol, bizim lig'de top oynanır. Kuralı da Gol YEMEYECEKSİN.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Mustafa Fernandes

Beşiktaş grubun son maçında Stoke City ile yine çok ilginç bir maç oynadı. Son maçlar öncesinde 3 puan farkla 2.sırada bulunan Beşiktaş'a beraberlik hatta averaj hesaplarına göre yenilgi bile yetecek, kazanması halinde ise grup lideri olacaktı. Peki Beşiktaş bu avantajı nasıl yakalamıştı. Dinamo Kiev kalecisi Shovkovsky'in gol atmak için uçtuğu, kalenin içinden 3-4 kez top çıkarıldığı maçta Dinamo Kiev'i geçen Beşiktaş herkesin çantada keklik dediği Maccabi maçında ise son saniyede 3 puan almıştı. İsrail'de önce 2-0 öne geçilmiş ardından maç 2-0'dan 2-2'e gelmiş, İngiltere'den gelen beraberlik golü hesapları iyice çıkmaza sürüklediği anda son dakikada sahneye Q7 çıkmış ve bu akşamki avantajı getirmişti. Tam "Türk İşi" dediğimiz eline gelen fırsatı kullanamayıp yumurta kapıya sıkışınca işi son anda bitirmiştik.
İşte o avantajla gelen Beşiktaş dün akşam sadece maçını kaybedip, D.Kiev ise 4 farklı galip gelmesi ile eleniyordu. Vee dakikalarda 20'yi gösterdiğinde Beşiktaş 1-0 geride, D.Kiev ise 2-0 öndeydi. Yani kalan zamanda Beşiktaş gol bulamaz ve Ukrayna ekibi 2 gol daha atarsa Beşiktaş elenecekti. Maçın kırılma anı Fuller'in direkten dönen topuydu. Tamamen şans faktörü ile kaleye yönelen top içeri girse yada Egemen'in hatasında Fuller kale sahasında topu tamamlasa maçı döndürmek bayağı zor olacaktı. Neyseki 2.yarı başında önce Kiev'den kırmızı kart ve gol haberleri geldi, ardından Mustafa Pektemek ve Fernandes'in maça asılmaları ile ibre Beşiktaş'a döndü. Fernandes bu maçta öyle bir oynadı ki sanki bize "Quaresma, Simao, Guti yoksa ben varım, ben bu takımın organizatörlüğünü yaparım" dedi. Gerçekten de yaptı. Bence zaten gerçekten de yapardı. İstikrarsızlığı ve takım içindeki yıldız sayısının fazlalığı bu geceye kadar sahne almasını erteledi. Sakatlık ve ceza olmadığı sürece orta sahada Ernst-Necip-Fernandes üçlüsü bozulmamalı. Ancaak Fernandes de Avrupa kupası maçları vitrin maçları diyip Süper Lig'de %50 performansla oynamamalı.
Beşiktaş penaltı pozisyonu ile hem beraberliği yakalayıp hem de oyuncu sayısı bakımından avantajını eline geçirince iyice bastırmaya başladı. Mustafa Pektemek'in maç sonu röportajında dediği gibi Stoke City maçı zaten kazanmaya gelmedi. Hatta hatta yenilseler bile çokta umurlarında olmayacaktı. Uefa Avrupa Liginde mücadele eden bir çok major lig takımı bu kupaya angarya olarak bakıyor. Tottenham, Paris SG, Fulham, Rennes...vb bir çok takım son 32 turunda olmayacak. Dolayısıyla fırsat ele gelmişken değerlendirmek vardı. Bu sefer Beşiktaş işi şansa bırakmadı. Fernandes'in kornerden bu sezon bolca yaptığı gibi güzel ortaladı ve Mustafa nefis bir kafa vurdu ile golü attı. Bu köşeden sezon başında yazdığım kritiklerden defalarca Edu yerine Mustafa Pektemek'in görev alması gerektiğini yazmıştı. Mustafa hem klas goller atıyor (Manisa maçı, Stoke Maçı) hem de eskilerin tabiriyle golü kokluyor, gol bölgesine gidiyor, savunmanın dengesini bozuyor. Beşiktaş'ın bu sezonki en iyi 2 transferinden biri (diğeri Egemen).
Beşiktaş'ın Stoke City gibi fizik gücü yüksek, oyun planını hava topları üzerine kurmuş bir İngiliz takımına kornerden gol atabilmesi ancak Mustafa gibi bir yetenek ve Fernandes gibi bir usta ile mümkün olabilirdi. Edu'nun golü ise şaşırtıcı bir kaymak oldu liderlik zevkine. Sonuç itibariyle Beşiktaş lider ve seri başı olma imkanını var. Dileğimiz iyi bir kura çeker ve bu kadro gidebildiği yere kadar gider, ülke futboluna hem heyecan hem de puanlar taşır.

10 Aralık 2011 Cumartesi

"Küçük" Messi Borbalan

Öncelikle şu fulbolsuz günlerde bu heyecanı yaşatan Mourinho, Messi, Guardiola, görev yapan tüm oyuncular ve C.Ronaldo'ya teşekkür etmek lazım. Hatta hatta Rijkaard, Cruyff, Bobby Robson ve Rinus Michels'e kadar geri gitmek lazım. (İlk cümledeki sıralama da en sonda Ronaldo var çünkü beni maçta en az heyecanlandıran adam oydu)
Günümüz futbolun en üst düzey kapışmasında daha karşılaşma başlamadan bir çok tabu yıkıldı. Real Madrid'in sağ bekinde sol ayaklı Coentrao gayet de iyi oynadı."Ters ayaklı bek mi olur?" diyenlere Mourinho'nun cevabıydı bu hem de El Clasico'da. Guardiola'da pek aşağı kalmadı. Alexis Sanchez'i de santrafor saymazsak 4-6-0 gibi maça başladı. Yani David Villa'yı bile kullanmayı lüks gördü. Fabregas-Messi-Sanchez devamlı yer değiştirdi. Bazen takımın en önünde Fabregas vardı. Zaten Barcelona'nın inanılmaz yapısı bu takımı bu hale getirdi. Sol bek denen Abidal bizim lig'de gayet güzel 10 numara pozisyonunda, stoper Pique gayet güzel forvet pozisyonunda, Messi de gayet güzel orta sahanın ortasında oynar. Demek istediğim sol bekinden stoperine herkes her bölgede ne yapacağını iyi bilen, topu oyuna mükemmel sokabilen oyuncular.
Mourinho'dan geçen sezon yapacağını tahmin ettiğimiz durumu bu sezon ilk maçında ilk dakikalarında gördük. Fatih Terim'in Fenerbahçe maçının ilk 20 dakikasında yaptırdığı gibi Mourinho maça 3.bölgede üst düzey baskı ile başladı. Haftalardır Lass'ı orta sahada oynatıp iyice yerine monte eden (geçen sezon bu bölgede Pepe'yi denemişti ama tutmamıştı) Mourinho ön alanda baskısından daha 23.saniyede meyve aldı. Barcelona ilk yarıda etkisizdi ama yine Messi ne yaptı etti golü attırdı. Gol de Alexis neden Barça'ya geldiğinin imzasını attı. Fakat ilk yarının yıldızı bence hakem Borbalan'dı. Maç boyunca nerdeyse tüm takdir haklarını Barcelona lehine kullanan hakem belki farkın açılmasını (dolayısıyla heyecanın kaçmasını) istemiyor gibiydi. Fakat 44.dakika da Messi'ye gösteremediği 2.sarı kart pozisyonu fahişti.
Maçın 2.yarısında ilk 10 dakikada Barcelona eski Barcelona gibi oynadı. Galibiyet golü bir şans golüydü. Golün ardından Mourinho Mesut-Kaka değişikliğini yaptı ama Barcelona hızını aldığı için maçı da aldı götürdü. Fark 2'ye çıkınca Mourinho çift forveter döndü ama maç artık "tam El Clasico" olmuştu. Bence maçı hakketmedi Katalanlar. Hakemin yardımı da yadsınamaz. Yıllardır "bu Messi neyin nesi" diye diye yere göğe koyamadığımız yıldız dün gece "Küçük" tarafını gösterdi. Madrid iyi oynarken işler kötü giderken sürekli itiraz eden, faul yapan kart gören ve sonunda atılması gerekirken sahada kalan Messi'ydi. Onu atamayan bir küçük ise hakem Borbalan'dı.

Klasikleşen son paragrafımı birazda büyük resme bakarak! kullanmak istedim. 22-23 yaşında adamlar hem gençliğin verdiği enerjiyle inanılmaz mücadele ederken hem de son derece üst düzey maçta klaslarını konuşturuyorlar. Real Madrid takımının en iyisi Di Maria'ydı. Mesut da ilk yarıda bu oyuncuya kritik anlarda eşlik etmeye çalıştı. Yıllardır oynadığı için yaşlı sanılan Sergio Ramos ve Pepe 25, Mesut-Di Maria ve Marcelo 23, Fabregas ve Pique 24, Ronaldo 26 yaşında. Real Madrid takımının en yaşlısı 30 yaşındaki kalecisi Casillas. Barcelona'da 30 üstü oyuncu 3 tane var: Puyol, Xavi, Abidal. Bizim lig'de ise 22-23 yaşındaki oyunculara genç diyoruz. Bu adamların kaçıncı El Clasicosu, kaçıncı lig maçları belli değil. Oyuncularımızı daha erken sahaya sürmeli, güvenmeli (örneğin Fatih Terim'in Emre Çolak hamlesi gibi) sonuç odaklı değil BAŞARI odaklı çalışmalıyız.

1 Aralık 2011 Perşembe

Bu Sefer Oldu Q7

Sezon başında beri "yıldız oyuncu maç kazandırmalı" diye eleştirdiğimiz Quaresma dün gece şovunu yaptı. İsrail'i bombaladı. Hem Ernst'in ortasına vurduğu volesi hem de galibiyet getiren golde slalom çalımlarının ardından bitirici vuruşu yapmasıyla neden "Büyük" oyuncu olduğunu gösterdi. Beşiktaş taraftarı başta olmak üzere onu bu takıma getiren yöneticiler ve biz futbolseverler arada sırada da olsa :) Q7'den böyle şovlar bekliyoruz.
Maça gelirsek. Tel Aviv deplasmanının zor olacağını, her ne kadar iddiası olmasa da İsrail ekibinin mücadele edeceğini düşünüyordum. Beklediğimden daha istekli bir rakip vardı. Dinamo Kiev ile bu sahada 1-1 berabere kalan Maccabi, Beşiktaş'a da çelmek takmak isteyecekti az daha da oluyordu. Tam Türk İşi bir maç seyrettik. En kötüyü de gördük, en iyisini de. İlk yarıda 2-3 net pozisyondan yararlanamayan Maccabi Tel Aviv takımıydı. Savunmada kaptırılan toplar önemli tehlikeler yarattı, o vuruşlarda biri gol olsa belki de galibiyet gelmeyecekti. Bu arada Dinamo Kiev deplasmanda 1-0 önde oynuyordu. Devre biterken Beşiktaş öne geçti. 2.Yarının hemen başında da 2-0 yaptı. Böylece artık Beşiktaş 3 puanı garantiledi diye düşündük. Fakat Holosko'nun oyuna alınmaması, biraz gevşeklik ve bıkıp usandığımız şu duran toplardan gol yeme hastalığı Maccabi Tel Aviv'i maça ortak etti. Korkulan da oldu uzaktan atılan bir şutla maç 2-0'dan 2-2 oldu. Kabul etmek lazım; Maccabi Tel Aviv bizim takımlara göre 1-2 gömlek geride bir ekip. Böyle bir takıma karşı 2-0 öndeyken nasıl olur da skor 2-2 olur. Eğer maçlar 80.dakidaki skorlarla bitse Carvalhal yerden yere vurulurdu. Çünkü 2-0 önde iken maç bir anda 2-2'ye gelmiş Dinamo Kiev'de deplasmanda galip durumda oynuyordu. Maçlar böyle bitse Beşiktaş 7 puan, Dinamo Kiev 8 puan, Stoke City 10 puanda olacaktı. Son maçlarda üç takımında iddiası olacaktı. Fakat önce Stoke City'nin beraberlik golü ardından Quaresma'nın galibiyeti getiren golü Beşiktaş'ı %80 gruptan çıkardı. Son maçta beraberlik yetiyor, mağlubiyet yaşanırsa iş gol averajına kalacak ve Beşiktaş 4 gol avantajlı durumda. Hatta hatta Beşiktaş son maçını kazanırsa grup lideri olacak. Bitime 10 dakika kala grupta çıkma hesapları yapan takım maç sonunda liderlik hesapları yapıyor. Her zaman böyleyiz :)
Carvalhal'ın kadroyu biraz da zorunluluktan koruması güzel. Fakat açıkca göründü kü İbrahim Toraman ön libero oynamasın. Bence stoper mevkiinde oluşacak boşluklarda görev alsın. Ernst-Fernandes-Veli üçlüsü gayet güzel bu takımın orta sahasını götürürler. Bir de sağ bekte Ekrem oynasa Hilbert önde oynasa Voltran oluşacak gibi :)

25 Kasım 2011 Cuma

Sıkıntı Var!!!

Sergen Yalçın'ın kulakları çınlasın, yorumlarında bu lafı bol bol kullanır: "Sıkıntı Var". Dün gece oynanan Gençlerbirliği maçında da Fenerbahçe'nin gol bölgesindeki eksikliği için "Sıkıntı Var" demek lazım.
Geçen sezon 12.hafta sonunda 30 golü olan Fenerbahçe, pozisyona girmekte zorlanmazken aynı zamanda klas isimleri ile pozisyona girmeden de gol bulabiliyordu. Mesela Alex bir duran toptan Lugano'yu topla buluşturabiliyor veya Andre Santos kanat bindirmesi yapıp topa nefis vurabiliyor, Niang adam eksiltip golü kendi üretebiliyordu. Alex ve Gökhan Gönül daha etkindi. Bu sezon ise 12 hafta geride kaldı gol sayısı 16. Geçen sezonun nerdeyse yarısı. Malum nedenler ortada. Emenike ve Niang takımdan ayrılmış, Semih ve Alex formsuz. Orta sahadan en çok katkı yapacak isimlerden Dia kadroda yok, Stoch sonradan giriyor. Selçuk, Emre, Caner ve Özer hatta sonradan giren Stoch ve Uğur toplamda ancak 2 tehlike (Emre'nin şutu direkten döndü, Stoch karşı karşıya kaçırdı) yaratabildi. Alex ve Bienvenu ise pozisyona bile giremedi. Savunmadan gelen yok, duran toptan kafa vuran yok. Dolayısıyla hücumda Fenerbahçe sıkıntılı. Son 3-4 haftada bu sıkıntı daha da gün yüzüne çıktı. Çünkü ilk haftalarda Aykut Hoca'nın her maça farklı adam hazırlaması ile kimi zaman Alex, kimi zaman Caner, kimi zaman Stoch veya Bienvenu çıkıp takımı kurtarmıştı. Fakat son haftalarda takımı kurtaracak oyuncu da gelmiyor. 4-2-3-1 sisteminde Bienvenu ve Alex etkisiz kalınca, kanatların iş yapması lazım. Özer ve Caner adam eksiltemiyorlar, orta yapamıyorlar (yapsalarda kim vuracak zaten), şut imkanları kısıtlı. Öndeki 4 kişi iş yapamıyor. Haliyle gol bulmak zorlaşıyor. Aykut hoca belki 2.yarının ortalarında Alex'in yerine Semih'i alıp 4-4-2 deneyebilirdi. Takımın Dia'ya ihtiyacı var. Daha doğrusu beklenmedik anlarda asist/gol/adam eksiltme/penaltı gibi işler yapıp skora katkı yapacak yardımcı elemanlara ihtiyacı var.
İyi güzel de Fenerbahçe hala nasıl lider? Cevabı: Aykut hoca geçen sezon 2.yarıda çözmüştü Süper! ligimizi. Hatırlarsınız sarı-lacivertli takım uzun süre gol yememiş üst üste galibiyetler almış, rekorlar kırmıştı. Bu başarıda en önemli nokta gol yememekti. Fenerbahçe dün akşamda etkisizdi ama gol yemedi. Maçı kaybetmedi. Sivas'ta golü yedi maçı kaybetti. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim Bilica'nın uzun zamandır ilk kez iyi oynadığı bir maç izledim. Hakkını vermek lazım bu sezon eski görüntüsünden uzak. Hatta istatistiğini servis ettim: bu sezon 6 maçı var 90 dakika sadece 2 gol yemiş Fenerbahçe ve hiç yenilmemiş.
Gençlerbirliği takımının teknik direktörü Fuat Çapa, Hollanda ekolünden gelmedir. Meşhur 4-3-3 sistemi. Geldiği günden beri "Total Futbol", "oyunun iki yönünü de oynamamız lazım", "toplu hücum toplu defans" sözlerini eder durur. Son 3-4 haftada izlediğimiz Gençlerbirliği takımı Fuat Hoca'nın söylediği kıvama gelmeye başladı. Fakat dün geceki takım daha çok 4-3-3'den 4-5-1'e kaymış durumda. Gençlerbirliği adı gibi "Genç" bir takım olduğundan orta sahada kapılan toplara kanat oyuncuları iyi koşular yapıyor, haliyle 4-5-1 dönüşüyor 4-3-3 sistemine. Bizim lig için ideal sistem. Kritik noktası ise Alan savunması. Dün gece Ankara ekibi bunu gerçekten iyi uyguladı. Hal böyle olunca zaten etkisiz Fenerbahçe karşısında (adam eksilten oyuncuları olmayan) çok pozisyon vermezken, ileri de kazanacak kadar da pozisyon buldular. Yoksa kağıt üstünde Kulusic'in yer aldığı savunmanın çok fırsat vermesi gerekirdi. Ankara ekibi için son olarak Oktay Delibalta daha çok süre almalı diyorum, çünkü dikine koşuları ile Oktay sonucu değiştirebilirdi. Hatta Harbuzi tam anlamıyla iyileşip takıma girerse hücumda etkinliği daha da arttıracaktır. Sahasında ligin en iyi 2 takımından biri olan Gençlerbirliği sezon başındaki görüntüsünden çok daha iyi durumda.
Son sözüm Federasyona. Madem karar alamayacaktınız o zaman ne yapmaya ligi 1 ay ertelediniz? Fikstürü sıkıştırdınız, play-off icat ettiniz, Şampiyonlar Ligine gidecek takımı belirlemediniz sonra Uefa el koyunca oyuncuları kaçırdınız (Lugano, Andre Santos, Niang hatta gelmek isteyip dönenler...), Trabzonspor'a ve Fenerbahçe'ye transferin bitimine 2 gün kala transfer yaptırdınız (al sana Bienvenu işte), Şampiyonlar liginde tarihi maçın önüne derbi koydunuz, bu takımları şu hale siz getirdiniz. SIKINTI VAR hemde ÇOK BÜYÜK!

20 Kasım 2011 Pazar

4-3-3 Çıksın 4-4-2 Girsin

Sezonun 2.derbi maçı da geride kaldı. İlginçtir iki maçta berabere bitti. Her iki maçta heyecanlı ve pozisyonlu maçlardı ama aynı zamanda gol kaçırma rekorları kırıldı.
Beşiktaş maça klasik sayılabilecek kadrosu ile çıktı. Hatta bir akşam önce Lig TV muhabiri canlı yayında ilk 11'i Carlos Carvalhal'a okumuştu. Yani Beşiktaş tahmin edilebilir bir kadro ile çıktı. Galatasaray'da ise 8 oyuncunun yer hazırdı ama Sabri-Ayhan, Semih-Servet ve Engin-Riera arasında sayın Terim seçim yapacaktı. Engin, Ayhan ve Servet favorilerdi ama Terim Servet yerine Semih'i tercih etti. Evet bu bir riskti. Kariyerinde ilk kez derbi maça çıkan Semih hata yapabilir ve derbiyi takımı kaybedebilirdi. Sayın Terim bence maçı kazanmak kadar önemli kararı verdi ve Semih'i oynattı. Helal olsun, Semih gerçekten iyi oynadı. Yabancı bir stoper gelse veya Servet oynasa ancak bu kadar oynardı. Semih'in %100 gol olacak bir topa da yaptığı müdahele (akabinde top direkten de döndü) sonucunda skora da katkısı oldu. Galatasaray'ın 11'i maçtan önce orta saha üstünlüğü sağlıyordu. Elmander dahil herkes pres yapabilen, top kapabilen kabiliyette oyunculardı. Beşiktaş'ın etkin oynayacağı Galatasaray'ın ise kapacağı toplarla pozisyon bulacağı bir maç gibi gözüküyordu. Evet gerçekten Beşiktaş etkin oynadı hatta tahmininden fazla pozisyonda buldu ama Galatasaray ne doğru dürüst top kapabildi (özellikle 1.bölgede) ne de doğru dürüst atak yapabildi.
Daha önce de yazılarımda belirttiğim gibi Galatasaray devre arasına kadar 1 ileri 2 geri gider. Kadro kalitesi ancak bu kadarına izin veriyor. Maç boyunca 3 pozisyon var. İlk atakta orta sahada kapılan top Selçuk'un ortası ve Kazım'ın kaçırdığı akın, 2.pozisyon Melo'nun süper pasında Hakan Balta-Kazım'ın kaçırdığı ve son olarak Galatasaray esas yapmak istediği rakip yarı sahada baskı kapılan top ancak Engin'in final pasını atamaması ardından Engin'e yapılan faul ve Selçuk İnan'ın kale direğini sıyıran serbest atışı. Beşiktaş deplasmanına gelen (sonuncu Ankaragücü dahil) her takım en az bu kadar pozisyona girerdi. Galatasaray'ın sorunu Elmander veya yerinde oynayacak oyuncunun beslenmesi. Takım içinde bunu yapabilecek görünen tek isim Engin. Fakat Engin'de her zaman güven veren bir isim değil. Dolayısıyla yolu değiştirmek lazım. Yani 4-4-2 dönmek iyi bir tercih olabilir. Baros-Elmander ikilisi gayet güzel işler. Neden işler? Çünkü özellikle Elmander geri dönen, pres yapan tam bir takım oyuncusu. Orta sahaya yardım edecektir. Lig Tv'nin "yılın zihni-sinir projeleri" dalında aday olabilecek uygulamasını kendimce şöyle kullanacağım Galatasaray için 4-3-3 çıksın, 4-4-2 girsin.
Normal şartlarda maçı Beşiktaş'ın kazanması gerekirdi. Fakat biraz beceriksizlik birazda Muslera'nın iyi gününde olması sonuca etki etti. Ancak şunu açıkca belirtmeliyim. Quaresma evet gerçekten büyük oyuncu. Dünya çapında bir oyuncu. Fakat sonuca etki edemiyor. Bazı yorumcular diyorlar ki Quaresma zaten golcü bir oyuncu değil. El İnsaf! Lig başlayalı 11 hafta oldu, Q7'nin henüz golü yok. 4 savunma 3 orta saha 2 kanat 1 forvet ile oynayan takımda forvet iyi kontrol edilirse orta sahada pek golcü oyunculardan kurulu değilse (Aurelio-Ernst-Veli) kanat oyuncularının maçı kurtarması lazım. Simao zaten sezon başında beri yok o zaman bu maçı da senin kurtarman lazımdı Ricardo.

11 Kasım 2011 Cuma

"SAĞLAM" Milli Takıma

Sanırım seyrettiğim en kötü Milli takım performansıydı. Bu kadar etkisiz bu kadar şuursuz bu kadar kendi kapasitesinin altında oynayan bir takım görmemiştim. Evet Futbol 3 sonuçlı bir oyun maç kaybedilebilir ama BÖYLE KAYBEDİLMEZ.
Rakip takımın kalecisi Pletikosa'ya prim vermesinler. Kaleye 3 tane şut attık. Bu 3 şutta karavana. İsabetli şutumuz yok. Yandan bir orta veya çıkıp uzaklaştırdığı bir akın da yok. Yani 90 dakika kalede üşüdü. Bizim kalede ise pozisyon üstüne pozisyon yaşadık. Hemde nasıl bir takıma karşı. Normalde sağ bek olan Corluka sol bekte, Alman 2.lig takımında oynayan Schildenfeld stoperde, 89'lu Vida sağ bekte, Haziran ayından beri oynamayan Dujmovic orta sahada, sakatlıktan yeni çıkan Olic sol açıkta. Elemelerde en çok oynayan kadrodan 5 isim var. Kaleci Pletikosa, Srna, Simunic, Modric ve Mandzukic. Bu takım karşısında tel tel döküldük.
Maç içinde en çok dikkatimi çeken nokta fiziksel durumumuz. Dün akşam oynanan maç üst düzey bir mücadele. Yani bir Şampiyonlar Ligi maçı, bir Uefa Avrupa Ligi yarı final-final maçı, bir Avrupa Şampiyonası veya Dünya kupası maçı gibi. Son derece önemli bir maç. Ve biz bu maçta ayakta kalamadık. Rakibin tüm oyuncuları ikili mücadelelerde hep ayakta kalan taraf oldu hem de topu hızlı dolaşıtırıp telaş yapmadan oynadı. Maç boyunca bence en büyük sorunumuz buydu. Yani bizim kadromuzda 1-2 oyuncu hariç üst düzey maçı kaldıracak eleman yok. Neden yok? Çünkü bizim oyuncularımız (zamanında Emre ve günümüzde Arda, Mehmet Topal, Umut hariç) yurtdışına gidip kendilerini ateşe atmak istemiyorlar. Burada 2-3 milyon euro gibi inanılmaz yıllık ücretler kazanıp, seviyesi düşük lig'de yıldız muamelesi gören isimler gidip neden daha az paraya daha zor ortamda oynasınlar. İstanbul özellikle cennet gibi bir şehir, her türlü imkan var. Yurtdışına gidip neden kendini yeniden ispat etsin. Haliyle bir kaç oyuncu dışında yüksek tempoda ve stres seviyesi yüksek maç oynayacak durumda değil. Şampiyonlar ligi oynayan takımdan Giray ve Burak dışında oyuncumuzda yok. Zaten Giray ilk milli maçını, Burak ise 14.milli maçına çıktı. Yani enternasyonel düzeyde maç sayıları çok az. Şike vs. gibi olaylar sayesinde dengesi bozulan oyuncular, üst düzey maç oynamama sıkıntısı maç boyunca yaşadı. Halbuki şu Hırvatistan takımı gerçekten büyük fırsattı. Eski Milli takımımız olsa bu fırsatı iyi değerlendirirdi. Ancak turu kaybetmemız bence hayırlı oldu. Büyük hallerle gelen "Büyük Hoca" Guus Hiddink artık son kullanma tarihini doldurdu. Oğuz Çetin dahil tüm teknik kademenin ve altyapı organizasyonunu acil değişmesi lazım. Guus Hiddink geldiğinde büyük ümitlerim vardı ama hayal kırıklığı oldu. Takıma hiçbir katkı sağlayamazken, sonuçta alamadı. Dahada kötüsü yalvar yakar getirdiğimiz adam tenezzül edip yeterli mesai bile harcamadı. Almanya yenilgisinin ardından yazımda da belirttiğim gibi bu takımın bu performansından daha iyisini Yılmaz Vural bile yapardı.
Böylece 2008'den sonra 2.kez büyük turnuvayı kaçırdık. Benim görüşüm Ertuğrul Sağlam bu göreve getirilsin. Dört büyükler dışında bir takımı şampiyon yapan, kariyeri ve yapısı belli olan Ertuğrul Sağlam oldukça uygun bir seçim olur. Medyada belli bir kredisi olan Sağlam gerektiği gibi tam mesai harcar. Futbol anlayışını takıma kabul ettirir. Yeni ve genç isimleri takıma kazandırabilir.
Son sözüm Federasyona ve seyircilere. "Allâh(c.c) kendisine (tefekkür, riyâzat ve mücahede ile) yardım edene elbette yardım eder" mealini çok severim. Ancak bu meali sayın Başkan hiç kendine kullanmıyor. Bu maçı Türk Telekom Arena stadına alarak kendine hiç yardım etmedi. Bile bile hata yaptı. Açıkcası bu maç Bursa, Eskişehir veya başka bir şehirde gayet güzel oynanabilirdi. Hatta İnönü stadı bile tercih edilebilirdi. En azında 90 dakika boyunca bütünlük sağlanırdı. İşin organizasyon sıkıntısı bir yana taraftarın gösterdiği tepki bir yana. Tamam Volkan belki Galatasaraylı taraftarların sevdiği bir oyuncu olmayabilir. Ancak bu milli bir dava. Tüm oyuncular bizim. Herkes aynı hedef için uğraş veriyor. İşte biz böyle grupçuluk/takımcılık/ayrımcılık yaptıkca geriye gidiyoruz, düşmanı sevindiriyoruz. Zararlı ve yararsızsınız, sizden utanıyorum.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Devre Arasına Kadar Galatasaray Bir İleri, İki Geri

Sezonun 10.maçı oynandı ve hala Galatasaray kağıt üstünde güven vermiyor. Vermemesi doğal aslında. Tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşadıktan sonra Fatih Terim ile yeniden yapılanan, 16 oyuncu gönderip 10 oyuncu alan takımın hemen bir noktaya gelmesi tabiki zor. Fakat sezon başında düşünülen sıkıntı, ilk 10 maçta net olarak ortaya çıktı. Galatasaray'ın sorunu hücumda.
Galatasaray ön alanda ya sistem değişikliğine yada oyuncu değişikliğine gitmesi lazım. Oyuncu değişikliğine gidilmesi devre arasına kadar mümkün olmadığına göre, sistem değişmeli. Melo savunmanın hemen önünde oynarken Selçuk-Sabri ikilisi ile maç kazanılmaz. Böyle yazmama rağmen Galatasaray yeteri kadar pozisyon buldu ama ön alanda toplam kalite sıkıntısı da var.Bu Sabri'nin mukavelesine her maç ilk 11 oynar diye bir madde mi ben anlamadım. Sezon başından beri mevkisi olsun olmasın her maçta oynadı. Sol bek oynar, sağ bek oynar, 4-3-3 orta sahasının sağında hatta 4-3-3 ilerisinin sağında bile oynadı. Kapasitesi belli kariyeri belli oyuncudan mucize beklemek biraz zorlama oluyor bence. Onun dışında sol açık Riera çok düz bir oyuncu. Riera öyle kendisi pozisyon yaratan, sağ kanattan gelecek topları ikinci forvet olarak tamamlayan, hava hakimiyeti veya sürati olan özel bir isim değil. Duran top kullanan, bir çalım atıp orta yapan yada şut açısı yakalarsa vuran bir oyuncu. Sezon boyunca 34 maçın tamamında oynasa en fazla 3-4 gol atar. Dolayısıyla bu bölgeye bence tranfer yapılması lazım. Gelecek oyuncunun da bence özel bir oyuncu olması lazım. Galatasaray'ın hücum hattında sıkıntı öyle büyük ki geriden Ujfalusi bir kaç kez sıkılıp artık topla geldi ve rakip ceza sahasına girmeye çaılştı hatta bir atakta nefis bir ortada yaptı. Sistemlerden sayılardan ziyade gol bulmak için ceza sahasında fazla adamla bulunmak lazım.Fatih Hoca bunu hepimizden daha iyi biliyor tabiki de ama Baros, Engin yokken Riera, Kazım ve Sercan etkisizken orta sahadan da gole katkı verecek oyuncu yokken ancak bu kadar oluyor. Hücumda bu kadar sıkıntı varken savunma tarafı ise 10 hafta bence oturdu. Ujfalusi çok tecrübeli. Nerde duracağını, hangi hamleyi yapacağını iyi biliyor. Genç Semih (Fenerbahçeli Semih'e benzemesin kariyeri ama) bence gayet başarılı. Sanki uzun zamandır savunmada yer alan bir oyuncu gibi müdahelelerini yapıyor. Ayrıca seri bir oyuncu. Fatih Hocayı kutluyor, Semih üzerinde ısrar etmesini istiyorum. Oyuncuda cevher var ülkeninde stopere acil ihtiyacı var. Savunmadan bahsetmişken sahanın en iyileri arasında Eboue'yi sayabilirim. Yerine geçince daha iyi oynadı. Gün geçtikce kalitesini daha da gösterecektir böylece Galatasaray'ın bu bölgede de sıkıntı kalmayacak. Hakan Balta'da eski formuna yaklaşmaya başladı. Böyle devam ederse sol bekte de sorun olmayacak. Kaleci Muslera acemice yaptığı hatayı, penaltıyı kurtararak telafi etti. Gerçekten iyi kaleci ama bana güven vermiyor.
Devre arasında yapılacak transferlere kadar Galatasaray'ın kalan maçlarında 4-2-3-1 sistemini yada 4-4-2 sistemini denemesi lazım. Ayrıca Baros ve Engin'in bu takıma girmesi, Kazım'ın, Selçuk-Melo ikilisinin ve sol açıkta (kim oynar bilemiyorum) oynayacak isimlerin skora katkı sağlaması lazım. Galatasaray puan durumda çok kötü bir noktada değil ancak henüz derbilerini oynamadı. Beşiktaş maçı sonraki hafta oynanacak, Fenerbahçe ve Trabzonspor maçları ise üst üste oynanacak. Kalan 7 haftada Galatasaray'ın zor maçları var. Bazen iyi oynayacak kazanacak, bazen iyi oynamayacak ama kazanacak (örneğin Kayserispor maçı gibi) bazende iyi oynayacak yada çok pozisyona girecek ama maçı kazanamayacak (Mersin İdman Yurdu maçı gibi)
Her yazımda adet edindiğim son paragrafı bu sefer Fırat Aydınus'a açacağım. Derbi maçındaki çizgisini Galatasaray-Mersin İdman Yurdu maçında da gösterdi Fırat Aydınus. Pozisyonlara yakınlığı, futbol bilgisi ve tecrübesi ile üst düzey yönetimler gösteriyor. Umarım böyle devam eder. HERKESE İYİ BAYRAMLAR!

4 Kasım 2011 Cuma

1 Değil 10 Eksik

Pazartesi akşamı Karabükspor maçından sonra "10'un yoksa 10'un var" başlıklı bir yazı yazmıştım. Alex'in (nerdeyse maçın tamamında) yokluğunu diğer 10 oyuncu hem teknik becerileriyle, hem kondüsyonları ile hem de motivasyonları ile hissettirmemişti. Fenerbahçe maçı 1-0 kazanırken yeteri kadar gol pozisyonu yakalamıştı.
Sivasspor maçında ise aslında korkuyordum. 27 maçlık serinin yitirileceğini sanmıyordum ama puan kaybı yaşanabileceği düşünüyordum. Fakat korkulan oldu. Neden korkmuştum? 1-Haftanın ilk günü 84 dakika 11'e 10 oynayan takımın çok yorulmuş olması: Maçtan sonra Aykut Kocaman da yenilgiyi fiziksel değil ama mental yorgunluğa bağladı. Bence fiziksel yorgunlukta vardı. Fenerbahçe'nin en önemli parçaları Emre, Gökhan, (bu sezon başında beri) Cristian hatta Mehmet Topuz maçta tel tel döküldüler. 2- Sivas'taki hava şartları: Sivas hem rakım olarak hem de iklim olarak özellikle kış döneminde İstanbul takımlarına zor gelir. İşte böyle bir dönemde Fenerbahçe'nin yakalanması ve saha zemini takımın oyununu etkiledi 3-Alex'in yokluğu: Oynadığı maçlarda gol ortalaması 2,18 çıkarken oynamadığı maçlarda gol ortalaması 1,60 olmuş. Fazla söze ne hacet! 4-Milli maç arası öncesi: Milli takımının en kritik sınavları öncesine gelen Sivasspor maçı hem milli oyuncular için hem de tatil planları yapan diğer isimler için konsantrasyon eksiği yaratmış olabilir diye düşünmüştüm galiba oldu. Tüm bu yazdıklarımın dışında iki etken daha oldu. Beşiktaş maçında penaltı golüne kadar iyi oynayan Sivasspor'un, beklenilenin aksine gayet iyi bir futbol sergilemesi. Diğer faktörde Ziegler'in sakatlanması oldu. Ziegler'in yerine Caner geçti. Böylece hem Caner'in ön alandaki etkinliği kaybedildi, hem de sol bek oynamakta zorlanan oyuncunun takım savunmasına getirdiği zaafiyetler arttı. Zaten 2 gol de Caner'in kanadından geldi.
Tüm bunları alt alta koyunca Fenerbahçe son dönemlerin en etkisiz maçını oynadı. Gol pozisyonu üretmekte sıkıntı yaşadığı gibi Bekir-Yobo ikilisi hariç direnç bile göstermedi. Sivasspor belki Ankaragücü karşısında bile bu kadar rahat pozisyon bulamaz. Artık sarı-lacivertli takımın bunu bir kaza olarak kabul edip önüne bakması lazım. Tek teselli kaybetmeme serisini devam ettirme stresi ortadan kalkmış oldu. Ancak yapılması gereken acil müdahaleler var. Geçen yazıda belirttiğim gibi forvette takım etkisiz kalıyor. Bu alanda açıkları yada skor üretme görevini diyelim her maç başka oyuncu -Caner (Kayserispor), Özer (Mersin İ.Y), Stoch (İ.B.Belediyespor), Alex (Gaziantepspor-Beşiktaş), Cristian (Orduspor-Beşiktaş)- yapınca sorun yoktu ama bu oyuncularda susunca sıkıntı oraya çıkıyor. Devre arasında acil forvet alınması yada Semih'in bir şekilde futbola geri dönmesi lazım. Ayrıca bu maçta mesela geniş çaplı rotasyon yapılabilirdi. Bir de bu maç neden Cuma günü oynandı onu da anlamış değilim.
Söz sözüm Rıza Çalımbay ve Aykut Kocaman'a. Türkiye'nin böyle teknik adamlara ihtiyacı var. Helal olsun. Maç bittikten sonra iki teknik direktör de yayıncı kuruluşa açıklamalarda bulundu. Çalımbay, Fenerbahçe'nin 10 kişi oynadığı Karabükspor maçına değinerek yorgunluğun sonuca etkisi olabileceğini söyledi. Fenerbahçe'yi yendik ezdik gibi şova kaçmadı, doğru neyse onu söyledi. Aykut Kocaman ise neden kaybettik diye açıklamaya başlamadan önce rakip takım "oyununu bize kabul ettirdi, bizden daha iyi oynadı, hak etti" dedi. Ne güzel! bu kadar zor mu bunları söylemek.