1 Ağustos 2012 Çarşamba

"Mehter Takımı Fenerbahçe! 2 İleri 1 Geri" Vol.2

Yaklaşık 10 gün önce Fenerbahçe'nin iki hazırlık maçı geride kalmışken bir yazı kaleme almıştım. İki maçta gördüklerimi aktarmış ve yavaş oynayan Fenerbahçe'yi eleştirmiştim. Fenerbahçe'nin pozisyona girememesini, sıkıntıları aktarmıştım. İşte size o yazıdan bir alıntı:
21.07.2012 --- Peki Fenerbahçe neden pozisyona giremiyor?Cevabı basit: çok yavaş oynuyor. Bu sadece Fenerbahçe'nin sorunu değil, Türk futbolunun sorunu. Fenerbahçe'de durum ise tam "Mehter Takımı" formatında. 2 İLERİ 1 GERİ. Dün gece oynanan Newcastle United maçında da durum aynıydı. Aykut Kocaman'ın bol pasa dayalı sistemi evet güzel ama bol pası Fenerbahçe akıcı biçimde, bloklar arasında geçiş yaparak ve çabuk oynayıp yer değiştirerek yapmıyor.
- Aradan 10 gün geçerken Fenerbahçe 1 hazırlık maçı daha oynadı. Aslında 1 prova daha yapacaktı fakat yağmur nedeniyle ertelendi. Zaten o maçta Alex, Mehmet Topal, Kuyt gibi isimler oynamayacaktı. Fenerbahçe'nin 3.hazırlık maçı dahil son Vaslui maçında da gördük 10 günde hiçbir şey değişmemiş. Tek fark Aykut Kocaman maça Semih ile çıktı. Şimdi soruyorum madem ilk 11'de Semih oynayacak, neden Sow ve Bienvenu var? Şampiyonlar Ligi çok önemli. Şampiyonluk kadar değerli. Hem de ezeli rakibiniz şampiyon olmuş ve doğrudan gruplara kalacak iken. Dolayısıyla tüm silahları bu maçta kullanmak lazım. Diyeceksiniz ki Vaslui gibi takıma da Semih de yeter. İşte bizim mantığımız bu. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz. Kura çekildiği gün Serdar Kesimal, Vaslui için adını ilk kez duydum dedi. Olabilir. Gerçekten 10 yıllık mazisi olan adını Avrupa'da çok az duyurmuş bir takım. Serdar profesyonel sporcu ve açıklamanın ardından Fenerbahçe takımındaki görevliler rakip hakkında bilgileri oyunculara sunmuştur. Fakat sporseverler Vaslui takımına nerdeyse dalga geçer gibi ifadeler kurdular. Açıp bir bakalım demediler. Rakip 10 yıllık takım ama her yıl üstüne koymuş. Bakın ben 21 Temmuz'da ne yazmışım.
Fenerbahçe her 3,33 dakikada bir Sow'u topla buluşturuyor. Yani Fenerbahçe 3,33 dakikada bir ancak 3.bölgeye teşebbüs ediyor (Sow orada topla buluştuğunu varsayarsak) Real Madrid'in 8 saniyede bir net pozisyon yakaladığını düşünürsek oldukça düşük. Daha zaman var ama az. Fenerbahçe'nin Vaslui maçlarına kadar sıkıntılarını aşması lazım. Vaslui öyle çantada keklik bir takım değildir. Bizim İ.B.Belediyespor'a benzerler desem herhalde derdimi anlatabilirim. Aykut hoca ve ekibi dersini iyi çalışacaktır.
Hakkikaten Vaslui bizim İ.B.Belediyespor'a benzer bir takım ama daha disiplinli bir ekip. Korktum başımıza geldi. Beraberliği zor kurtardık. Neden? Semih hamlesi dahil Fenerbahçe'nin "Mehter Takım" edası değişmedi. Oyunu hızlandıramadık, 3.bölgede etkin olamadık. Pozisyon bulamadık. Maç dengede giderken bir baskı golü kalemizde gördük. Şimdi ipler rakip takımın elinde ama Bekir'in golü Fenerbahçe'ye turu getirebilir. Orda sabırlı olmak ve fırsat kollamak lazım. Eğer Fenerbahçe ilk golü atarsa avantajı eline alır, rakip açılıp gol ararken 2.golü bulup turu atlar. Anahtar ilk golü bulmaktan geçiyor, çilingir ise Alex olacaktır her zamanki gibi.
Son paragraf geleneğimi bu kez Sow için kullanacağım. Lille takımı Sow'u neden sattı? sanırım artık anlayabiliyorum. Fenerbahçe'nin devre arasında 10 Milyon Euro bedelle bir sezon öncenin Fransa gol kralını (hem de genç) almasını (Niang'da gol kralıydı ama miladını doldurmuştu) garipsemişti. Hatta Fenerbahçe büyük iş yaptı demiştim. Yarım sezonda klasını konuşturmuştu Sow. Fakat yine de kariyeri yükselişe geçmiş, Şampiyonlar Ligi performansı sonrası İngiltere veya İspanya yolu açılmış bir oyuncunun Türkiye'ye gelmesinde bir iş vardı. En büyük etkenlerden biri Müslüman ülke terciydi. Şimdi görüyoruzki Sow inançlarını profesyonelliğinin önüne taşıyan bir oyuncu. Dolayısıyla Türkiye'de inançlarını daha rahat yaşayabileceğini düşündü ve tercih yaptı. Sow'un anti-profesyonel yapısı bugün Fenerbahçe'nin başına büyük sorun olabilir. Çünkü Fenerbahçe için hem maddi hem de sistem içinde çok önemli bir oyuncu. Fenerbahçe'nin ve Aykut Kocaman'ın bu duruma bir çare üretmesi lazım. En iyisi bir forvet transferi gibi gözüküyor. Almışken orta sahaya yaratıcı bir oyuncu da alınırsa şahane olur.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Mehter Takımı Fenerbahçe! 2 İleri 1 Geri

Fenerbahçe'nin 2012-13 sezonu öncesi iki hazırlık maçında da görevdeydim. İki maç sonunda bazı tespitlerimi paylaşmazsam bana rahat yok :) Öncelikle sezon başı hazırlık kamplarında oynanan bu tip maçların sonuçları ölçü olmaz. Oyuna bakmak lazım. Fakat oyunda iç açı değil. MTK oldukça zayıf bir takımdı. Normal şartlarda Fenerbahçe farklı kazanırdı. Hatta 2-3 gol bulacak pozisyona da girdiler. İlk yarıda Hasan Ali ve frikik golü, 2.yarıda Cristian ve Alex ile net fırsatlar kaçtı. Rakip takımın kalecisi de günündeydi. Fakat bu kadar zayıf bir takım karşısında 10-12 pozisyon bulmak lazımdı. Peki Fenerbahçe neden pozisyona giremiyor?Cevabı basit: çok yavaş oynuyor. Bu sadece Fenerbahçe'nin sorunu değil, Türk futbolunun sorunu. Fenerbahçe'de durum ise tam "Mehter Takımı" formatında. 2 İLERİ 1 GERİ. Dün gece oynanan Newcastle United maçında da durum aynıydı. Aykut Kocaman'ın bol pasa dayalı sistemi evet güzel ama bol pası Fenerbahçe akıcı biçimde, bloklar arasında geçiş yaparak ve çabuk oynayıp-yer değiştirerek yapmıyor. Savunma dörtlüsü hatta son Newcastle maçında kaleci Mert Günok'ta dahil (30 geri pası geldi) kendi aralarında pas yapıyorlar. Oyunu 2.bölgeye hatta 3.bölgeye taşıyamıyorlar. Böyle olunca Moussa Sow ilerde çok etkisiz görünüyor. Hatta Sow'un formsuzluğu/küskünlüğü/oruç tutma isteği gibi konular tartışılıyor ancak bu oyun ile bırakın Sow'u en önde İbrahimoviç, Ronaldo, Aguero..vs olsa faydalı olamaz. İki maçta Sow'un topla buluşma sayısı 27. Oynadığı dakika 90. Bunu şöyle açıklayayım, Fenerbahçe her 3,33 dakikada bir Sow'u topla buluşturuyor. Yani Fenerbahçe 3,33 dakikada bir ancak 3.bölgeye teşebbüs ediyor (Sow orada topla buluştuğunu varsayarsak) Real Madrid'in 8 saniyede bir net pozisyon yakaladığını düşünürsek oldukça düşük. Daha zaman var ama az. Fenerbahçe'nin Vaslui maçlarına kadar sıkıntılarını aşması lazım. Vaslui öyle çantada keklik bir takım değildir. Bizim İ.B.Belediyespor'a benzerler desem herhalde derdimi anlatabilirim. Aykut hoca ve ekibi dersini iyi çalışacaktır. Gelelim iki hazırlık maçında beğendiğim kısımlara. 1-Aykut hoca savunma hattına net bir talimat vermiş. Kaleci dahil savunmadan sıkışmadıkça top şişirilmiyor. Pas yaparak çıkmak istiyorlar. Büyük takım felsefesi bu olmalı dolayısıyla tebrik ediyorum. Sorun ise bu taktiği çözen kurt hocalarının önde baskı yaparak sonuç alma isteğini Fenerbahçe savunması nasıl ekarte edecek bunu ilerde göreceğiz. 2- Fenerbahçe'nin akışkan pozisyon sistemi. Biraz açıklayayım. Savunmada stoper oynayan iki oyuncu (özellikle sağ stoper Bekir) hücuma takımı hazırlarken aralarındaki mesafeyi açıp nerdeyse beklerin bölgesine geçiyorlar. Mehmet Topal savunma özelliği kuvvetli olduğu için bir libero gibi bu iki oyuncunun açtığı bölgeye kayıyor. İki bek ise daha çok ileri çıkıp rakip yarı sahaya geçiyor. Beklerin ön alanda açıkların mevkine yaklaşması ile de açıklar daha içeri yaklaşıp hücumda çoğalmayı sağlıyorlar. İtalya Milli takımının Euro 2012'de ilk İspanya maçında De Rossi'li sistemine benzer bir sistem. Hoca bunu iki maçta da denedi. Kuyt'un takım oyuncusu vasfını da kullanarak bence bu sistem iç sahada kapanan takımlara karşı etkili olabilir. Aykut Hocayı ve ekibini yeni sistemleri takip ettiği ve denediği için ayrıca kutluyorum.
Fenerbahçe, Newcastle maçında 2.yarıda Alex'in önünde yaklaşık 25 dakika Kuyt ile oynadı. Kuyt, hem Liverpool hem de Hollanda takımında pas alışverişi yapıp-boş alana kaçmayı seven bir oyuncu olduğundan Fenerbahçe'ye henüz adapte olamadı. Sadece Alex ile iyi anlaşıyor. Çünkü diğerleri ile aktif paslaşamıyor. Zamanla bizim ülkemizdeki futbola alışacaktır :) 67 ile 84.dakikalar arasında ise Mehmet Topal-Selçuk-Cristian orta sahası, solda Stoch sağda Mehmet Topuz önde Semih sistemi oynadı. Yani meşhur 4-3-3. Fenerbahçe bu dönemde kalesinde çok pozisyon gördü. Önde de hiç etkili olmadı. Sadece sol kanattan Hasan Ali'nin bir-iki bindirmesi oldu. Newcastle ise Cisse ve Ameobi'nin bu dönemde etkili oyununu ile gol bulacağını belli etmişti, golü de attılar. Fenerbahçe son dakikada kaleyi bulan tek isabetli şutunda beraberliği kurtardı. Bu dönemde sahada Bienvenu vardı ve sistem 4-4-2 olmuştu. Fenerbahçe bence bu sezonda 4-3-3 oynamasın. Alex'in iki maçtaki performansı ve takımın halen yavaş oyunu kaptanı vazgeçilmez kılıyor. Bahis sever arkadaşlara şu görüntüsü ile Fenerbahçe'nin bir çok maçına "ALT" oynayın derim. Hele ki Alex yoksa. İki maçın bence en iyi oyuncuları Hasan Ali, Alex ve ilk maçta kısa süre parıldayan Salih oldu.

22 Mart 2012 Perşembe

O Zaman Niye 117 Milyon Euro'luk Takım Kurdunuz?

Bugün, Türk Futbol tarihinin en önemli günlerinden biri. Ziraat Türkiye Kupası 4.tur maçında Beşiktaş deplasmanda Bank Asya 1.Lig takımlarından Boluspor'a yenilip elendi. Böylece dört büyüklerden 3.takımda elenmiş oldu. Sadece Fenerbahçe kaldı. Hatta kupa tarihinde bir ilk yaşandı ve ilk kez Çeyrek Finalde Fenerbahçe yanlız kaldı. Matematik öğretmenlerimiz olasılık konusunu anlatırken bize her zaman işin tersinden de bakın derlerdi. Şimdi bu duruma tersin bakıyorum, play-off yaklaşırken dört büyükler kupayı sanki pek önemsememiş sadece 29 yıldır kupayı alamayan Fenerbahçe lütfen istemiş gibi bir durum var. Aslında olay öyle de olmadı. Fatih Terim maça Melo, Elmander (zaten sakat) ve Muslera hariç tam kadro çıktı. Trabzonspor tam kadro ve bol hücumcu ile çıktı 2.yarıda Burak Yılmaz'da oynadı. Beşiktaş tam kadro çıktı. Fenerbahçe Sow, Emre ve Volkan'ı oynatmadı. Tek kolay kazanan Fenerbahçe oldu. Tabii Samsunspor'un durumu, Sivasspor'un gücü, Trabzonspor ve Beşiktaş'ın deplasmanda olmasınında payları vardı sonuçlarda.
Hadi Galatasaray lider 4 senedir şampiyon olamıyor derbi oynadı...vs mazeretleri var. Fenerbahçe kazandı ve turladı. Ya Beşiktaş ve Trabzonspor. Trabzonspor hadi Süper Lig takımına hem de 2 sezondur yenemediği bir takıma uzatmada kaybetti. Peki Beşiktaş'a ne demeli.
Boluspor deplasmanına tam kadro gidiyorsun, tamam kabul direkten dönen toplar var. İnanılmaz kaçan goller var. Hilbert'in aşırtıp yerde fazla seken ve gol olmayan pozisyon var, Simao'nun penaltı olma ihtimali olan pozisyonu var...vs futbol bu kaçar. Ayrıca Quaresma, Simao koşmadı mücadele etmedi de diyemem ilk yarıda Ferhat gole giderken arkasında kovalayan tek isim Q7. Sayesinde pozisyonu bozuldu Ferhat'ın ve golü kaçırdı. Mücadele özellikle 2.yarıda yeterli seviyedeydi fakat rakibe 5 net pozisyon veriyosun. En sonunda golü yiyorsun. Yıldızlar alıyosun ama takıma bir sağ bek, bir gerçek golcü, bir orta saha almıyorsun. Necip-Aurelio hatta Veli toplasan bir sezonda 3 golden fazla atamazlar. Ne savunmada ne hücumda sıradışı adamlar değil. O zaman yük sadece Fernandes'in üzerinde oluyor.
Beşiktaş'ın bu sezonki durumunu özetlersek;
1-Süper Lig'de şampiyonluk şansın mucizelere kalmış,
2-Derbilerde 0 çekilmiş (GS ve FB karşısında 2 beraberlik 2 yenilgi) evinde Trabzonspor karşısında bile yenilgi alınmış.
3-Gelecek sezon Avrupa'ya gitmen tehlikede play-off'da 4.olursa extra maç var.
4-Avrupa kupalarında Rus 2.Lig takımını zar zor elenip gruplara kalınmış. Stoke City, D.Kiev, Maccabi grubundan lider çıkılmış tamam başarı ama zaten en kötü 2.olup çıkardı takım. Braga'yı elemişsin A.Madrid'e elenmişsin. Çok büyük başarı mı? bence değil (ama en azından Ülke puanının yükselttikleri için sevindirici)
5-Yıllardır seni kurtaran Türkiye Kupasında bir alt lig takımına 4.turda elenilmiş,
6-Takımda yaşanmayan sıkıntı kalmamış, teknik adam oyuncu birbirine girmiş
7-Gol kralı bile çıkartmayalı 10 yıl olmuş en golcü oyuncunun 10 golü var
8-2003'ten bu yana 9 sezonda 1 kez şampiyon olmuşsun....

O zaman niye kurdun 117 milyon Euro'luk takım. (Transfermarkt.de sitesine göre Beşiktaş'ın değeri 117.200.000 Euro, Boluspor'un değeri 4.950.000 Euro).
Yeni başkana nacizane öğütüm şu:
Gönderelim yıldızları. Yıldızlar parlamıyor çünkü. Alacaksan Elmander gibisini, Eboue gibisini, Batalla gibisini, Ernst gibisini, Alex gibisini al. Yada daha zorunu yap: Melo, Engin, Semih Kaya, Emre Çolak gibilerini yontup oynatmayı beceren sorunlu adamdan/tecrübesiz adamdan/genç adamdan faydalanmasını bilen teknik adam getir. Tabii bu zor ya Terim'i, ya Lucescu'yu, ya Denizli'yi getirebilirsin. İkisini de yapamıyorsan açıklama yap herkese: "BİZDEN 5 YIL ŞAMPİYONLUK BEKLEMEYİN, GENÇ BİR TAKIM OLUŞTURACAĞIZ BAŞARIYI BASAMAK BASAMAK YAKALAYACAĞIZ" deyin. Örnek isterseniz bende çok var; batacak denen Valencia takımını ne hale getiren Unai Emery, yakın tarihte elediğimiz Braga takımının 5-6 yıl süren istikrarlı başarısı, her sene futbolcu yetiştirip satan fabrikalar aynı zamanda başarılı olan AJAX ve PSV modeli, yine İspanya'dan yabancısız oynayan Athletic Bilbao (Manchester United'ı elediler bu sezon), ama en acısı Şampiyonlar Liginde çeyrek finale kalan 14.950.000 euroluk Apoel takımı. Kadrosunda daha önceden tanıdığım sadece 1 oyuncu vardı. Teknik direktör istikrarı, mantalitenin değişmemesi, isabetli transferler, yıldızsız takım işte başarı.
Tabii camia da taşın altına elini atacak, beklemeyecek yıldızları, Havalimanında karşılaşmayacak, arkasına dönmeyecek Mustafa Pektemek gibilerine destek verecek sonucu bekleyecek.

31 Ocak 2012 Salı

Aziz Yıldırım:2 Diğerleri:0

Blogumun adını "Sadece Futbol" koyarken amacım futbolun çirkinliklerini değil bu sporun içinde var olanları yazdığımı anlatmak istemiştim. Ne güzel gol attı, ne pas verdi ama, bu taktik hatalıydı diye cümleler kurmak isterdim ama futbol 90'larda benim çocuk olduğum zamanki gibi sadece futbol değil. Ve biz endüstriyel futbolunda içine etmeyi başardık.
Sayın Aydınlar nihayet görevi bıraktı. O kadar talihsiz bir dönemde görev aldı ki zaren halihazırda tecrübesiz bir başkan iken bombayı kucağında buldu. Ekibiyle birlikte futbolun içine etti. Ligleri erteleme kararı, play-off sistemi, 9 ile 16. takımların sistemde açıkta kalması, inanilmaz hatalı fikstür seçimleri, Uefa ile iletişimsizlik, şampiyonlar ligi günü derbi oynatma ve en önemlisi Fenerbahçe'nin grup kuraları önesi ihraç edilmesi.
Aydınlar tüm bunların üzerine 58.madde için genel kurul istedi. Amacı bir defaya mahsus maddenin uygulanmaması ve başta Fenerbahçe olmak üzere küme düşme gibi sansasyonel bir karardansa puan silme, para cezası gibi yaptırımlar ile işin içinden sıyrılmaktı. Bu arada 58.madde meselesi Galatasaray ve Trabzonspor'un başını çektiği bir grup tarafından ısrarla aynen kalması yönünde gündem maddesi oldu. Tüm bunlar olurken Demirören başkanlığındaki Kulüpler Birliği yapmayın etmeyin beyler niteliğinde nerdeyse ağlayacaktı. Fakat başkan tüm kulüpleri ikna etti ve kongre yapıldı.
İşte tam burda Metristen Aziz Yıldırım ilk golünü attı. Kendisinin ve takımının suçsuz olduğuna inan başkan blöfünü yaptı ve madde değişmesin dedi. Aslında maddenin değişmemesi büyük bir riskti. Çûnkü TFF ben size sordum değişmesin dediniz bende uyguluyorum Fenerbahçe'yi etik kurulu suçlu buldu düşürüyorum diyebilecekti. Fakat Aziz Yıldırım biliyordu ki Aydınlar bu kararı tek başına alamaz. Sonuçta riske girdi ve kongrede bir anda herşey değişti. Hayir cevabı çıktı hemde en güvenilir kaynaklardan bile. Ne oldu peki? Şu oldu Metris dedi ki ben Hayır cevabı aldırırsam Aydınlar güven bunalımına girer ve istifa eder. Bu arada Yıldırım'ın yakın olduğu bir kişi başkan olursa sorun cözülür. Aziz bey istediği 2 durumu da gerçekleştirdi. Not: ne zaman bir başkan yada kurum arkasındayız derse o kişi istifa eder yada gönderilir. Bakınız dünkü Kulüpler Birliği açıklaması ;)

14 Ocak 2012 Cumartesi

Ver Leftere Yaz Elmander'e

Türk futbolunun sembol isimlerinden Lefter'i kaybettik. Türk futbolunun diyorum çünkü Lefter sadece Fenerbahçe'nin efsanelerinden biri değil aynı zamanda A Milli takım tarihinin en golcü 3.oyuncusuydu. Galatasaray vefa örneği gösterip maça pankartla çıkabilirdi yada taraftar AEK-Xanthi maçında gibi bir pankart açabilirdi. Neyse Galatasaray için "Vefa" İstanbul'da bir semt adıydı dimi. Bu vesile ile sayın Denktaş, efsane Lefter ve milli kayakçı Aslı'yı saygıyla anıyorum.
Maça geçersek. Galatasaray'ın için tarihi bir maçtı. Malum galibiyet serisi. Galatasaray'ın rakibi de gayet uygundu. Karabükspor ligin deplasmanda en kötü takımı. Hatta kötü lafı az bile kalır deplasmanda beter bir takım. 11 deplasman maçında 1 puan. Galatasaray maça golle başlayınca da işler kolaylaştı. Aslında ilk fırsat Karabükspor'un ayağına gelmişti. Fakat kaleci Muslera pozisyonda kalitesini konuşturdu. Fatih Terim omurgayı iyi kurdu. Uğur Meleke'nin geçen sezon defalarca anlattığı gibi işin sırrı Omurga'da. Terim takımın omurgasını Muslera-Ujfalusi-Melo ve Selçuk-Elmander üstüne kurdu. Bu oyuncuların iyi oynadığı maçı kaybetmesi zor. Karabükspor karşısında Muslera, Melo, Elmander iyi oynayınca sorun kalmadı. Elmander'e Baros'ta ayak uydurdu, Bülent Korkmaz ve oyuncuları da yardım edince fark oldu. Ancak aslan payını Elmander'e vermek istiyorum. Galatasaray'ın köprüsü Elmander. Orta sahadan forvete geçişi sağlayan, hücumda savunmayı başlatan oyuncu Elmander. İlk golün ortasını yaptı, 2.golü attı, penaltıyı yaptırdı, 4.golü Baros ile yoktan var etti. Dolayısıyla bu maç için verdiğin topu yazdı deftere. Sakatlık ceza almaz böyle oynamaya devam ederse sezonun en iyi yabancısı ödülünü alabilir. Ancak şunu belirteyim Galatasaray maçı 5-1 kazanacak kadar iyi oynamadı. Galatasaray gerçekten maç boyunca öyle 5 gollü kazanacak bir oyun oynamadı. Gerekeni yaptı. Ön alanda oynayan 2 oyuncu tüm gollerde fark yarattı, rakip takım oyuncuları ise her golde katkı yaptı. Bülent Korkmaz takımın başına geldiğinde "Küme Düşer" demiştim. Hala aynı fikirdeyim hatta daha da iddialıyım. Bu kadar gereksiz transfer yapılmaz, bu kadar oyuncu gönderilmez. Kısa zamanda bu takımın birlikte iyi oynamasını beklemek hayalcilik olur. Geçişi daha yumuşak yapması lazım. İşleri zor.
Üst üste kazanma rekorunu kıran Fatih Terim'e sezon başında 20.haftayı 46 puanla geçeceksin deseler inanmazdı. Galatasaray tahminin üzerinde gidiyor ancak zor deplasmanları var. Eskişehirspor, Bursaspor, Gaziantepspor, Sivasspor ve Fenerbahçe deplasmanları gerçekten sert maçlar olacak. Galatasaray, 26 Kasım-15 Ocak arasında topladığı 27 puanla atı alıp Üsküdar'ı geçti bence. Çok anormal işler olmazsa play-off için hatta ilk 2 sıra için rezervasyonunu yaptırdı. Baros'un sakatlığı takımı etkileyecektir. Fatih Terim sezonun ilk yarısında oynadığı gibi Elmander'i tek forvet oynatacaktır ve Engin ile hücumu destekleyecektir. Fakat ilk yarıdaki gibi sıkıntı yaşamaz çünkü Sercan toparlandı ve takviye yapacak zaman var.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Özer'i Topuz'u değil Emre'yi oynat Aykut Hoca

Futbolda kimsenin dile getirmediği bir olgu ile yazıma başlamak istiyorum: Fikstür. Futbolda fikstür çok önemlidir. Kiminle nerede hangi şartla altında maç yapacağınız özellikle bizim ligimizde çok önemli. Çok değil yaklaşık 20 gün önce Galatasaray deplasmanda Orduspor ile oynamıştı. Nerdeyse güle oynaya kazanan Galatasaray sezonun 18.haftasında Hector Cuper'in ilk maçında Orduspor ile deplasmanda oynasa belki yine kazanırdı ama bayağı zorlandı. Tersini düşünelim Fenerbahçe 16.haftada Orduspor deplasmanına gitse Alex bile olmasa o günkü Orduspor'u yenerdi. Alex'in kırmızı kart gördüğü Karabükspor maçı deplasmanda oynansa yada rakip daha efektif bir takım olsa sonuç farklı olabilirdi.

Alex'in yokluğu Fenerbahçe için çok kritik. Hele hele maç deplasmanda ise hem de rakip takım 7 maçtır puan alamamış, teknik adamı değişmiş ve yeni hocanın ilk maçı ise daha da kritik oluyor. Rakip takım oyuncularının kendilerini yeni teknik adama göstermek için ekstra gayret içinde olacağı maç (fikstürün cilvesi) her takım için zordur. Böyle durumlarda insiyatif alacak, maçı çevirecek oyuncu lazım yani özel bir oyuncu. Giden oyuncuların ardından Fenerbahçe'nin kadrosu zayıfladı. Özel oyuncu statüsünde sadece iki isim var: Alex ve Emre. Aykut Hoca, Orduspor deplasmanında Alex'in yokluğunda görevi Özer'e verdi. Özer kabul etmek lazım yetenekli bir oyuncu. Aynı zamanda çalışkan. Her zaman maçın en çok mesafe kateden isimlerinden olur. Fakat Özer kendisine defalarca gelen fırsatlardan da anladık ki özel pozisyonda oynayacak kapasitede değil. İlk yarı sonunda formayı kaptırmasının nedeni gereksiz işlere girmesi. Özer'in kafasında sonuca gitmek yok. Alex'in kafasında ise sonuca gitmek her zaman var hem de en kısa yoldan. Dolayısıyla Aykut Hoca topu geveleyen/ezen Özer'in yerine 2.yarıda Dia ve Caner değişikliklerini yaptı. Mehmet Topuz'u Kayserispor'da oynadığı gibi Özer'in mevkiisine çekti. Fakat yine verim alınamadı. Fenerbahçe beraberlik golünü ise Emre ile buldu. Emre tam da Mehmet'in olması gerektiği yerde (forvetten pası aldığı yer ceza sahasının hemen önü) yani özel oyuncunun iş yapacağı yerde topu aldı ve golü yaptı. Aykut hoca Cristian'ın yanına Mehmet'i onun yerine Emre'yi sürse belki 2 puan daha fazla alırdı. En azında Serdar Kesimal'ın kaçırdığı gol dışında da fırsatlar bulurdu.

Sonuç itibariyle Fenerbahçe'nin acilen Alex'in halefini bulması lazım yada sistemi değiştirmesi lazım. Alex'in yerine oyuncu bakılacaksa bu isim ne Özer ne de Sezer olabilir. Bu ağırlığı kısa vadede kaldırabilecek tek oyuncu kadro içinde Emre'dir. Emre de bu işi kısa süreli belki bir sezon yapabilir. O zaman ya bu bölgeye çok iyi bir yabancı oyuncu transfer edilir yada 2.opsiyon olarak sistem değişir. Sistem değişecek ise çift forvetli sistem yada 4-3-3 sistemi ilk akla gelenler. Zaten Aykut Hoca da çok kez 4-3-3 sistemini denedi hatta Dia-Stoch transferlerini de bu sistem için yapmıştı. Fakat iki oyuncu da istenen düzeye gelemedi. Dia'nın gitmesi gündemde şu günlerde, dolayısıyla 28 günlük transfer dönemi gelecekle ilgili izler verecektir. Play-off'lar dahil kısa vadede en güzel çözüm: Alex maç kaçırmasın :)

16 Aralık 2011 Cuma

Terim Süper Lig'i Çözdü

Aslında bu yazıyı geçen hafta yazacaktım. Fakat rekoru kırmasını bekledim. Nacizane benim medyaya servis ettiğim rekor "Galatasaray üst üst 7 deplasman maçında gol yemedi ve kulüp tarihinin rekorunu kırdı". Kolay görünen bir istatistik değildir. Üst üste 7 deplasman maçını gol yemeden bitirmek. İç sahada yapılırsa daha olası ama deplasmanda zordur.
Geçen sezon 2.yarıda Aykut Kocaman için söylediklerimi son 5 hafta için Fatih Terim'e söylüyorum. Sayın Terim başlık için beni affetsin :) benim ne haddime ülkenine en başarılı 3 teknik adamından birine bunu söylemek. Fakat amacım başkaydı. Terim 1994-2000 yılları arası ülkenin çehresini değiştirmiş, rüyamızda göremeyeceğimiz başarıları yakalamıştı. Şifresi neydi? Hagi-Popescu-Taffarel gibi ustaların yanında Emre-Okan-Suat üçlüsü orta sahada, Hakan Şükür gibi bir efsane, Hasan-Bülent-Ergün-Ü.Davala-F.Akyel gibi kalbur üstü yerlilerle gelen başarı. Oynayan/zevk veren bir futbol, ön alanda baskı ve kazanılan toplarla sonuca gitmek. Fakat 11 yılda çok şey değişti. Günümüz futbolunda artık şampiyonluklara giden yol "savunmaktan" geçiyor. Geçen sezon 2.yarıda üst üste gol yemeden maçları bitiren Fenerbahçe en az bir gol bulup 3 puanları cebine koyuyordu. Özellikle Süper Lig'de kalenizi kapatırsanız mutlaka 1-2 pozisyon bulup golü atarsanız ve kazanırsınız. Artık takımlar-oyuncular arası farklar kapandı, dolayısıyla geriye düşüp maçı çevirmek hatta 2-0'dan döndürmek sezon boyunca belki 1 kez oluyor.
Terim sezon başlarken sistemini 4-3-3 üzerine kurmuştu. Fakat bu sistemi mevcut oyuncuların kaldırması nerdeyse imkansızdı. Zaten Eboue'yi sol açık, Sabriyi bazen öndeki üçlünün sağında bazen sağ bekte oynatmakta bu tezimi destekliyordu. 4-3-3'de genelde Elmander tek forvet oynadı ve hep yanlız kaldı, hep boşuna yoruldu. Forveti destekleyecek tek oyuncunun Engin olduğu yazıldı, çizildi. Doğruydu bu ama 11 maçta kalede 9 gol görmüştü Galatasaray. Golsüz biten ve Beşiktaş'ın dünyaları kaçırdığı maçta şöyle bir paragraf yazmışım: "Galatasaray'ın sorunu Elmander veya yerinde oynayacak oyuncunun beslenmesi. Takım içinde bunu yapabilecek görünen tek isim Engin. Fakat Engin'de her zaman güven veren bir isim değil. Dolayısıyla yolu değiştirmek lazım. Yani 4-4-2 dönmek iyi bir tercih olabilir. Baros-Elmander ikilisi gayet güzel işler. Neden işler? Çünkü özellikle Elmander geri dönen, pres yapan tam bir takım oyuncusu. Orta sahaya yardım edecektir. Lig Tv'nin yılın zihni-sinir projeleri dalında aday olabilecek uygulamasını kendimce şöyle kullanacağım Galatasaray için 4-3-3 çıksın, 4-4-2 girsin." İşte Terim ne zaman sistemi birazda zorunluluktan 4-4-2 yaptı o zaman 5 maç üst üste geldi. Son 5 maçta Galatasaray'ın yediği gol 2 attığı ise 11. Evet işler güzel gidiyor ancak halen daha oturması gereken noktalar var. Devre arasında alternatifler gerekecek ayrıca Emre-Semih ikilisinin kötü oynayacağı maçlar olacaktır. Bu gençleri kontrol altında tutmak gerekir. Bu noktada belki yardımcı hocalar Davala ve Şaş'a büyük görev düşüyor.
Terim gol yemeden oynama işini bu akşam iyice abarttı. Orduspor özellikle ilk yarı Culio'nun önderliğinde nerdeyse tek kale oynadı ama pozisyon bulamadı. Galatasaray ise bir kaleci hatasında (bir şekilde pozisyon bulunuyor) golü yaptı. Kontrollü oyuna devam edip farkı 2 yapınca oyun koptu, değişiklikler geldi. Bizim lig'de başarı Daum-Lucescu taktiğinden geçer. Ersun Yanal gibi futbol oynatmaya çalışmayacaksın. Çünkü Avrupa'da Futbol, bizim lig'de top oynanır. Kuralı da Gol YEMEYECEKSİN.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Mustafa Fernandes

Beşiktaş grubun son maçında Stoke City ile yine çok ilginç bir maç oynadı. Son maçlar öncesinde 3 puan farkla 2.sırada bulunan Beşiktaş'a beraberlik hatta averaj hesaplarına göre yenilgi bile yetecek, kazanması halinde ise grup lideri olacaktı. Peki Beşiktaş bu avantajı nasıl yakalamıştı. Dinamo Kiev kalecisi Shovkovsky'in gol atmak için uçtuğu, kalenin içinden 3-4 kez top çıkarıldığı maçta Dinamo Kiev'i geçen Beşiktaş herkesin çantada keklik dediği Maccabi maçında ise son saniyede 3 puan almıştı. İsrail'de önce 2-0 öne geçilmiş ardından maç 2-0'dan 2-2'e gelmiş, İngiltere'den gelen beraberlik golü hesapları iyice çıkmaza sürüklediği anda son dakikada sahneye Q7 çıkmış ve bu akşamki avantajı getirmişti. Tam "Türk İşi" dediğimiz eline gelen fırsatı kullanamayıp yumurta kapıya sıkışınca işi son anda bitirmiştik.
İşte o avantajla gelen Beşiktaş dün akşam sadece maçını kaybedip, D.Kiev ise 4 farklı galip gelmesi ile eleniyordu. Vee dakikalarda 20'yi gösterdiğinde Beşiktaş 1-0 geride, D.Kiev ise 2-0 öndeydi. Yani kalan zamanda Beşiktaş gol bulamaz ve Ukrayna ekibi 2 gol daha atarsa Beşiktaş elenecekti. Maçın kırılma anı Fuller'in direkten dönen topuydu. Tamamen şans faktörü ile kaleye yönelen top içeri girse yada Egemen'in hatasında Fuller kale sahasında topu tamamlasa maçı döndürmek bayağı zor olacaktı. Neyseki 2.yarı başında önce Kiev'den kırmızı kart ve gol haberleri geldi, ardından Mustafa Pektemek ve Fernandes'in maça asılmaları ile ibre Beşiktaş'a döndü. Fernandes bu maçta öyle bir oynadı ki sanki bize "Quaresma, Simao, Guti yoksa ben varım, ben bu takımın organizatörlüğünü yaparım" dedi. Gerçekten de yaptı. Bence zaten gerçekten de yapardı. İstikrarsızlığı ve takım içindeki yıldız sayısının fazlalığı bu geceye kadar sahne almasını erteledi. Sakatlık ve ceza olmadığı sürece orta sahada Ernst-Necip-Fernandes üçlüsü bozulmamalı. Ancaak Fernandes de Avrupa kupası maçları vitrin maçları diyip Süper Lig'de %50 performansla oynamamalı.
Beşiktaş penaltı pozisyonu ile hem beraberliği yakalayıp hem de oyuncu sayısı bakımından avantajını eline geçirince iyice bastırmaya başladı. Mustafa Pektemek'in maç sonu röportajında dediği gibi Stoke City maçı zaten kazanmaya gelmedi. Hatta hatta yenilseler bile çokta umurlarında olmayacaktı. Uefa Avrupa Liginde mücadele eden bir çok major lig takımı bu kupaya angarya olarak bakıyor. Tottenham, Paris SG, Fulham, Rennes...vb bir çok takım son 32 turunda olmayacak. Dolayısıyla fırsat ele gelmişken değerlendirmek vardı. Bu sefer Beşiktaş işi şansa bırakmadı. Fernandes'in kornerden bu sezon bolca yaptığı gibi güzel ortaladı ve Mustafa nefis bir kafa vurdu ile golü attı. Bu köşeden sezon başında yazdığım kritiklerden defalarca Edu yerine Mustafa Pektemek'in görev alması gerektiğini yazmıştı. Mustafa hem klas goller atıyor (Manisa maçı, Stoke Maçı) hem de eskilerin tabiriyle golü kokluyor, gol bölgesine gidiyor, savunmanın dengesini bozuyor. Beşiktaş'ın bu sezonki en iyi 2 transferinden biri (diğeri Egemen).
Beşiktaş'ın Stoke City gibi fizik gücü yüksek, oyun planını hava topları üzerine kurmuş bir İngiliz takımına kornerden gol atabilmesi ancak Mustafa gibi bir yetenek ve Fernandes gibi bir usta ile mümkün olabilirdi. Edu'nun golü ise şaşırtıcı bir kaymak oldu liderlik zevkine. Sonuç itibariyle Beşiktaş lider ve seri başı olma imkanını var. Dileğimiz iyi bir kura çeker ve bu kadro gidebildiği yere kadar gider, ülke futboluna hem heyecan hem de puanlar taşır.

10 Aralık 2011 Cumartesi

"Küçük" Messi Borbalan

Öncelikle şu fulbolsuz günlerde bu heyecanı yaşatan Mourinho, Messi, Guardiola, görev yapan tüm oyuncular ve C.Ronaldo'ya teşekkür etmek lazım. Hatta hatta Rijkaard, Cruyff, Bobby Robson ve Rinus Michels'e kadar geri gitmek lazım. (İlk cümledeki sıralama da en sonda Ronaldo var çünkü beni maçta en az heyecanlandıran adam oydu)
Günümüz futbolun en üst düzey kapışmasında daha karşılaşma başlamadan bir çok tabu yıkıldı. Real Madrid'in sağ bekinde sol ayaklı Coentrao gayet de iyi oynadı."Ters ayaklı bek mi olur?" diyenlere Mourinho'nun cevabıydı bu hem de El Clasico'da. Guardiola'da pek aşağı kalmadı. Alexis Sanchez'i de santrafor saymazsak 4-6-0 gibi maça başladı. Yani David Villa'yı bile kullanmayı lüks gördü. Fabregas-Messi-Sanchez devamlı yer değiştirdi. Bazen takımın en önünde Fabregas vardı. Zaten Barcelona'nın inanılmaz yapısı bu takımı bu hale getirdi. Sol bek denen Abidal bizim lig'de gayet güzel 10 numara pozisyonunda, stoper Pique gayet güzel forvet pozisyonunda, Messi de gayet güzel orta sahanın ortasında oynar. Demek istediğim sol bekinden stoperine herkes her bölgede ne yapacağını iyi bilen, topu oyuna mükemmel sokabilen oyuncular.
Mourinho'dan geçen sezon yapacağını tahmin ettiğimiz durumu bu sezon ilk maçında ilk dakikalarında gördük. Fatih Terim'in Fenerbahçe maçının ilk 20 dakikasında yaptırdığı gibi Mourinho maça 3.bölgede üst düzey baskı ile başladı. Haftalardır Lass'ı orta sahada oynatıp iyice yerine monte eden (geçen sezon bu bölgede Pepe'yi denemişti ama tutmamıştı) Mourinho ön alanda baskısından daha 23.saniyede meyve aldı. Barcelona ilk yarıda etkisizdi ama yine Messi ne yaptı etti golü attırdı. Gol de Alexis neden Barça'ya geldiğinin imzasını attı. Fakat ilk yarının yıldızı bence hakem Borbalan'dı. Maç boyunca nerdeyse tüm takdir haklarını Barcelona lehine kullanan hakem belki farkın açılmasını (dolayısıyla heyecanın kaçmasını) istemiyor gibiydi. Fakat 44.dakika da Messi'ye gösteremediği 2.sarı kart pozisyonu fahişti.
Maçın 2.yarısında ilk 10 dakikada Barcelona eski Barcelona gibi oynadı. Galibiyet golü bir şans golüydü. Golün ardından Mourinho Mesut-Kaka değişikliğini yaptı ama Barcelona hızını aldığı için maçı da aldı götürdü. Fark 2'ye çıkınca Mourinho çift forveter döndü ama maç artık "tam El Clasico" olmuştu. Bence maçı hakketmedi Katalanlar. Hakemin yardımı da yadsınamaz. Yıllardır "bu Messi neyin nesi" diye diye yere göğe koyamadığımız yıldız dün gece "Küçük" tarafını gösterdi. Madrid iyi oynarken işler kötü giderken sürekli itiraz eden, faul yapan kart gören ve sonunda atılması gerekirken sahada kalan Messi'ydi. Onu atamayan bir küçük ise hakem Borbalan'dı.

Klasikleşen son paragrafımı birazda büyük resme bakarak! kullanmak istedim. 22-23 yaşında adamlar hem gençliğin verdiği enerjiyle inanılmaz mücadele ederken hem de son derece üst düzey maçta klaslarını konuşturuyorlar. Real Madrid takımının en iyisi Di Maria'ydı. Mesut da ilk yarıda bu oyuncuya kritik anlarda eşlik etmeye çalıştı. Yıllardır oynadığı için yaşlı sanılan Sergio Ramos ve Pepe 25, Mesut-Di Maria ve Marcelo 23, Fabregas ve Pique 24, Ronaldo 26 yaşında. Real Madrid takımının en yaşlısı 30 yaşındaki kalecisi Casillas. Barcelona'da 30 üstü oyuncu 3 tane var: Puyol, Xavi, Abidal. Bizim lig'de ise 22-23 yaşındaki oyunculara genç diyoruz. Bu adamların kaçıncı El Clasicosu, kaçıncı lig maçları belli değil. Oyuncularımızı daha erken sahaya sürmeli, güvenmeli (örneğin Fatih Terim'in Emre Çolak hamlesi gibi) sonuç odaklı değil BAŞARI odaklı çalışmalıyız.

1 Aralık 2011 Perşembe

Bu Sefer Oldu Q7

Sezon başında beri "yıldız oyuncu maç kazandırmalı" diye eleştirdiğimiz Quaresma dün gece şovunu yaptı. İsrail'i bombaladı. Hem Ernst'in ortasına vurduğu volesi hem de galibiyet getiren golde slalom çalımlarının ardından bitirici vuruşu yapmasıyla neden "Büyük" oyuncu olduğunu gösterdi. Beşiktaş taraftarı başta olmak üzere onu bu takıma getiren yöneticiler ve biz futbolseverler arada sırada da olsa :) Q7'den böyle şovlar bekliyoruz.
Maça gelirsek. Tel Aviv deplasmanının zor olacağını, her ne kadar iddiası olmasa da İsrail ekibinin mücadele edeceğini düşünüyordum. Beklediğimden daha istekli bir rakip vardı. Dinamo Kiev ile bu sahada 1-1 berabere kalan Maccabi, Beşiktaş'a da çelmek takmak isteyecekti az daha da oluyordu. Tam Türk İşi bir maç seyrettik. En kötüyü de gördük, en iyisini de. İlk yarıda 2-3 net pozisyondan yararlanamayan Maccabi Tel Aviv takımıydı. Savunmada kaptırılan toplar önemli tehlikeler yarattı, o vuruşlarda biri gol olsa belki de galibiyet gelmeyecekti. Bu arada Dinamo Kiev deplasmanda 1-0 önde oynuyordu. Devre biterken Beşiktaş öne geçti. 2.Yarının hemen başında da 2-0 yaptı. Böylece artık Beşiktaş 3 puanı garantiledi diye düşündük. Fakat Holosko'nun oyuna alınmaması, biraz gevşeklik ve bıkıp usandığımız şu duran toplardan gol yeme hastalığı Maccabi Tel Aviv'i maça ortak etti. Korkulan da oldu uzaktan atılan bir şutla maç 2-0'dan 2-2 oldu. Kabul etmek lazım; Maccabi Tel Aviv bizim takımlara göre 1-2 gömlek geride bir ekip. Böyle bir takıma karşı 2-0 öndeyken nasıl olur da skor 2-2 olur. Eğer maçlar 80.dakidaki skorlarla bitse Carvalhal yerden yere vurulurdu. Çünkü 2-0 önde iken maç bir anda 2-2'ye gelmiş Dinamo Kiev'de deplasmanda galip durumda oynuyordu. Maçlar böyle bitse Beşiktaş 7 puan, Dinamo Kiev 8 puan, Stoke City 10 puanda olacaktı. Son maçlarda üç takımında iddiası olacaktı. Fakat önce Stoke City'nin beraberlik golü ardından Quaresma'nın galibiyeti getiren golü Beşiktaş'ı %80 gruptan çıkardı. Son maçta beraberlik yetiyor, mağlubiyet yaşanırsa iş gol averajına kalacak ve Beşiktaş 4 gol avantajlı durumda. Hatta hatta Beşiktaş son maçını kazanırsa grup lideri olacak. Bitime 10 dakika kala grupta çıkma hesapları yapan takım maç sonunda liderlik hesapları yapıyor. Her zaman böyleyiz :)
Carvalhal'ın kadroyu biraz da zorunluluktan koruması güzel. Fakat açıkca göründü kü İbrahim Toraman ön libero oynamasın. Bence stoper mevkiinde oluşacak boşluklarda görev alsın. Ernst-Fernandes-Veli üçlüsü gayet güzel bu takımın orta sahasını götürürler. Bir de sağ bekte Ekrem oynasa Hilbert önde oynasa Voltran oluşacak gibi :)